Şimdi şarkıyı dinleyin ben de Tarık Akan’ın türk filmlerindeki ismini derkeeen. Bu çağ diyordum çok duygusuz çok savsak değil mi? Bak adam “seni seviyorum” yazıyor. Hiç mi etkilenmedin? Şaşırmadım. Dünyanın gözyaşını akıttım ona. Bir dolu gözyaşı diye kestirip atmaktansa yağmur gibi düşünebilirsin. Benim yaptığım gibi kandır, biraz da oyala kendini. yağmur da “dünyanın gözyaşı” sonuçta. Yalan değil.
ölesiye vedalar.
bu sıralar yapmayı en çok özlediğim şey koltuğa sığmaya çalışıp, tırtıl gibi kıvrılıp şarkı dinlemek. sesimi sadece kendim duyabilecek gibi eşlik etmek. doktor sıkıldığın birşey oldu mu dedi. yok dedim. nefes düzenin bozulmuş dedi. cevap vermedim. sonrasında gelecek cümleyi bekledim. astım başlangıcı dedi. cevap vermedim. doktorun o çirkin yazısını izledim. kalem yazmadı önce, bir hoh dedi salladı. ben o sırada dışarıda bekleyen annemi düşündüm. alerji demeye karar verdim. geceleri çocukluğumun geçtiği o odaya elinde bir bardak su apar topar gelen, benim nefessizliğimi duyup öksürüklerime çare diye taşıdığı suyu döke döke gelen kadın. “sıkıntıdanmış anne” desem, sıkıntısından ölür. Sen neden öyle. neyse. bir torba ilaçla döndüm eve. boğazımın tam ortasında gıdıklayan bişeyler çırpınıyor. kopmuş, tek başına kalmış bir kuş tüyünü hiç eline alıp baktın mı. beni boğan işte o, öksürten de, gözümden yaş getiren de.. pamuklarda yattım ben yuvam bile çalı çırpıdan değildi. Şimdi kopuyor tek tek tüylerim. nefessiz bırakmadılar. nefes paylaşmaz, hepsini tutar bana verirlerdi. Ama sen nasıl da. neyse. nefesimi çektim. gıdıklandı boğazım, ciğerim en son kalbim. dayanamadım. bir parçam daha koptu. ağır geldi. var gücümle üfledim. her iki cümlede bir öksürerek şarkı söyledim sana.
“gittiğini biliyordun çok daha önce.
bittiğini biliyordun ruhunun her zerresinde.
bir sırrı dillendirmekten korkuyordun
ve ölesiye yalnızlıktan.
son sözü seslendirmekten korkuyordun
ve ölesiye vedalardan.”
Çelişkiler üzerine kurulu bir hayatım var. Biraz önce “banane ne ki?” dediğim bir şeyi aslında deli gibi merak ediyorum. iki saat önce aynı şeyleri hissettiğim konu bir gram bile ilgimi çekmiyor. Çünkü ben bunları dışarı servis etmiyorum. Oldu ya? Acıktınız değil mi içimdeki korkularla beslenen canavarcıklar? Küçükken de yatağımın altında canavar yaşıyor zannediyordum. Ve o aynı canavar beni yemesin diye gece çişe kalktığımda binlerce kilometre hız yapardım koridorda. cup diye yorganıma saklanırdım sanki o yorgan çelikten, demirden. pamuktan o pamuktan saf kız.. Şimdi de böyle efirikten püfürükten kalkanlar seçiyorum kendime. kimi içime siniyor, kimi beni bile yarım saat sonra güldürüyor. Olsun dışarısı benim yatağımın altındaki canavarlardan daha kötü. Bilmesinler. İçimdeki sorular benim sorularım. cevapsız kalmalarını istiyorsam cevapsız kalırlar. Biliyorum ki cevapları eninde sonunda size yem olmadan gelir beni bulur.
Tek başıma oturuyorum havaalanında. Daha birkaç saat önce yurttaki yatağımda kolumu kıpırdatacak halim yoktu. İçimdeki dengesizlik ilk defa bir işe yaradı bugün. Seninle ilgili ufacık bir öykü yazdım. Nedense bazı insanlara ilk anda için kaynar, seversin ya işte “İstanbul” dersimi aldığım hocam onlardan biri. Hafifçe toplu elleri pamuk gibi, gözlerinde hep aynı sürme ve gözleri ışıl ışıl. Çok huysuz bir kadın aslında, çok hazır cevap ve ukala. Kimbilir belki de bu kadar sevmem bu yüzdendir.O öykü ödevim oldu, bir tek ona okuttum çok sevdi. üniversitede bir profesör soğuktur o dersin, değil mi? sarılmaz, duygu göstermez.Bugün koskoca anfide geldi sarıldı bana. Ama ben biliyordum. Sevdiklerimin sevgisini de sevmesini bilirim. Öyle güzel bakıyorum ki bazen ben bile diyorum “sıcacıksın”. acaba olmamalı mısın bu kadar? ama yok, insanlar beni sensiz de çok seviyorlar. pek ilgisi yokmuş seninle. Duyuyorum ben hakkımda söylenen güzel sıfatları, yeri gelince tamlamalarını hatta. kimi sevdiğin, kimi gördüğün, kime dokunduğun. şimdi söyle bunların ne önemi var benim için artık? Bu kısacık öyküyle birlikte bugün gururum ile barıştık. Uzun süredir köşelere saklanmış benim duman halimi, koyup da gittiğin bu vücudumu izlemiş uzaktan. Geldi, sarıldık, öpüştük, özür diledi. Kendime vücut diyorum çünkü ruhumu ben bile zapt etmiyorum artık. Benim bile göremediğim, nerelere gideceğini heyecanından şaşıran, ellerimle tutamadığım şeyi kim, nasıl görsün? Bir gün o da dönecek biliyorum ama hala zamanı değil gezsin dursun öyle. Şimdi döner de bir hata yapar diye ben kapadım zaten tüm girebileceği yerleri içimdeki. Gülüyorum- oh bee diyorum- ay canım istedi diyorum -arkadaşlarımla dalga da geçiyorum- e sinemaya da gidiyorum?- bir de el işlerine sardım kafayı babamın gömleklerinden yaka yapıyorum kendime bu sıralar. Kısacası ben de yaşıyorum. “Yaşatacağım kız seni” dedim kendime, sözümü tutuyorum.
Geçen hafta İzmir’den çocukluğumdan (sanki kocamanmışım gibi ben annemin hala süt kuzusuyum.), evimin o başka hiç bir yerde asla bulamayacağım kokusundan, babamın beni öpüp koklayarak en sonunda da dayanamayıp gıdıklayarak uynadırmasından, annemin havaalanında o sımsıkı sarılışından, her seferinde tam da giderayak bana söylediği asla hafızamdan gitmeyen cümlelerinden “aman annem” diye başlayan nasihatlerinden birer parça kopararak geldim İstanbul’a. Annem benim herşeyim. kahve arkadaşım, yemek pişirirken şefim, dert dinlerken sırdaşım, ağlarken ellerini mendil yapıp beni göğsüne bastıran en güçlü dayanağım, hayatımda tanıdığım en güçlü ama zamanı geldiğinde paydos diyip rollerimizi değişebilecek kadar çocuk bir kadın.
Seni çok özlüyorum ben. Evet burası çok kalabalık çok fazla hayat var çok uğraşacak şey var ama hiç emeklememe fırsat vermediler hemen koşturdular burdakiler beni. Biliyorum hayatımda senden ve sevgilimizden (babam:)) başka kimse senin kadar sabır göstermeyecek, senin kadar ince ince büyütemeyecek beni. Seni çok seviyorum canımın içi iyi ki doğdun! gözlerini kapayıp beni yanında hayal et kendin için mükemmel bi dilek dile bu gece. yanında olamadım diyip üzgün ifadeler yazmak istemiyorum çünkü biliyorum ki sen yine benim yastığıma sarılıp kokum gitmesin diye pencerelerini bile açmadığın odamda uyursun ve beni yanında bulursuun :) çünkü çocuklar için anne nerdeyse ev orası ve ben bu gece evimde olacağım.
Bitanecik Figoş’um benim birlikte nice mutlu yaşlara ! Kuzucun.
bir dost.
Yazıyor. Bilme diye yazıyor. Yoksa geçer karşına söyler o. hayır, ben biliyorum. Duyman gerekenler başka, onları buralara yazmaz. Söyler. O uyandıkça tek fark, uyuduğu gecenin bir fazlası sayıya sahip yeni bir güne uyanması(ymış). öyle dedi. Onun dışında bir 3 oldu ayların adı bir de 4. Şimdi bir de 5 katıldı aramıza tam oldu. Eskiden mutlu ederdi onu bir 30 günün daha devretmesi. Şimdi kıtipiyoz yaşlılar gibi “vah azcık daha gidiyor ömrümden” diye düşünüyor o günler hakkında. “Nasılsın? Nasıl oldun?” en bomboş soru biliyor artık, öğrendi. Daha doğrusu senin nasıl olduğunu hala biliyor. o yüzden sorulması da duyması da çok komik-trajikomik geliyor ona. Canım sıkılyor demeye bile utanıyor insanlara o. Dilinin ucundaki cümleler türkçe gibi gelmiyor(muş). öyle dedi. Bilirsin susmaz o. Hala susmuyor. Ama kurmak istediği cümleler bunlar değil. Görüyorum. Bu da yeterince can sıkıcı. Efendim? Ben mi kimim? Bir dost desem çok mu klişe olurum. öyleyse biri değilim. dost hiç değil. Telefon kulübesinden de aramıyorum seni. Çok mu film izlersin sen de onun gibi? Bil istedim yalnızca. Kapatıyorum şimdi-
Derin bir nefes al şimdi. gözlerin gülsün. hadi ama bütün gün senin keyfini bekleyemeyiz. renkli birşeyler de giy bugün tamam hazırsın rolün üzerine “cuk” oturdu. Işık-kamera ve kayıt!
işte bu sıralar kendi kendime kaldığımda en çok sorduğum soru. kimsin sen? bugün istiklal caddesini boylu boyunca tek başına yürüyen ve kahvesiyle birlikte yine o yolu yürürken aldığı kısacık romanı bitirmeye çalışan kadındım. kim bilir yarın kim olacağım?
(Source: terrysdiary)
ege
Git peşinden, koş, yakala ve konuş. En büyük tavsiyem. İçinden ne geliyorsa onu yap. Her kararı düşünerek, hassas terazilerde tartarak vermemeli insan. Çok düşününce doğruluğu kesinleşmiyor. O yüzden şimdi bu yazının ilk iki cümlesini yüksek sesle oku. Çok iyi gelecek. Pişman olmamak için yap bunları. Hayal kur uyumadan çünkü hayali olmadan yaşayamaz insan. İyi geceler ege kıyıları. Bu kez şehirler farklı ama deniz kokusu, sahilimiz yine aynı.
yazı sonu şarkısı: http://www.youtube.com/watch?v=noj3wBk77t8
“benim güzel hatalarım var” hatalarından ders almış biri için cümlesi çok fazla optimistik değil mi? Pollyanna değiliz hiçbirimiz hadi ama! Elbette hiç pişman olmayacağın hatalar yapmışsındır ama o hatalar sana hala güzel gelebiliyorsa bir özlem vardır. itiraf et. Sen o hataları tekrarlamak için yeni yeni güzel hatalar yapmak istersin. Elinde olmaz. Kimseye sormazsın, danışmazsın, dinlemezsin. yazımın mottosu: Hata yapmak istiyorum.
